11 Aralık 2024 Çarşamba

Beslenme ve Yorgunluk: Dengesiz Beslenme ve Enerji Kaybı

Yorgunluk, hem fiziksel hem de zihinsel bir durumdur ve uzun süreli, kronik hale geldiğinde yaşam kalitesini etkileyebilir. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri dengesiz beslenmedir. Yetersiz beslenme ile vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerinin yeterince alınamaması enerji ihtiyacını karşılayamayabilir ve bu da yorgunluk hissini artırabilir.  Karbonhidrat, protein, yağ, su, vitaminler ve mineraller gibi besin öğelerinin eksikliği, vücutta enerji üretiminin aksamasına ve sürekli yorgunluk hissine yol açabilir.


Yorgunluğun Beslenme ile İlişkisi


Yorgunluk genellikle vücudun enerji kaynaklarının tükenmesiyle ilişkilendirilse de, bu tükeniş yalnızca kalori eksikliğinden kaynaklanmaz. Aynı zamanda, vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besin öğeleri (vitaminler ve mineraller) eksik olduğunda, hücresel düzeyde işlev bozuklukları meydana gelir. Örneğin, demir eksikliği anemisi, B12 vitamini yetersizliği veya magnezyum eksikliği gibi durumlar, vücutta halsizlik, bitkinlik ve konsantrasyon bozukluklarına neden olabilir.


Yetersiz Beslenme ve Yorgunluk Döngüsü


Uzun süreli kötü beslenme alışkanlıkları, yorgunluk döngüsünü kronikleştirebilir. Yetersiz beslenme ile enerji seviyeleri düşer, bu durum kişinin fiziksel aktivitelerden kaçınmasına ve daha az hareket etmesine neden olur. Azalan hareket ve azalan kas gücü, genel sağlığın bozulmasına yol açar. Bunun sonucunda kişi daha fazla yorgunluk hisseder ve bu durum, yetersiz beslenme ve düşük enerji seviyeleri arasındaki kısır döngüyü besler.


Sağlıklı Beslenme ile Yorgunlukla Mücadele


Sağlıklı bir diyet örüntüsü yorgunluğu önleyerek, yorgunlukla başa çıkmaya yardımcıdır. Bu örüntüde; Karbonhidratlar, vücudun ana enerji kaynağıdır ve kan şekeri seviyelerini dengeleyerek, enerji dalgalanmalarını önler. Proteinler ise kas onarımı ve vücut fonksiyonlarının düzgün bir şekilde işlemesi için gereklidir. Ayrıca, yeterli miktarda vitamin ve mineral almak, bağışıklık sistemini güçlendirir, zihinsel etkinliği artırır ve genel yorgunluk hissini azaltır.


Sonuç olarak, sağlıklı beslenme sadece vücudun büyüme ve gelişmesini desteklemekle kalmaz, aynı zamanda yorgunlukla mücadelede de önemli bir rol oynar. Dengeli ve çeşitli bir diyet, vücudun ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini almasına olanak tanır ve böylece enerji seviyelerini yükselterek yorgunluğu en aza indirir.

30 Ekim 2019 Çarşamba

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Ve D Vitamini İlişkisi


Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı; amfizem ve kronik bronşiti kapsayan  kronik ilerleyici bir hastalıktır. Toksinlere maruziyete bağlı hasarlanmadan kaynaklanır, birincil sebebi de kişinin sigara geçmişidir. Amfizemli hastalarda akciğerlerin hava keseleri duvarlarındaki elastikiyetin azalmasıyla hasar oluşur. Bunun sonucunda nefes alımındaki kısıtlılıkla soluk vermede bozulmalara ve akciğerde karbondioksit birikimine sebep olur. Bu hastalar çok çalışan ve yorucu solumalarına bağlı olarak yüksek enerji ihtiyaçlarından dolayı genellikle zayıftırlar ve sıklıkla ciddi kilo kaybı yaşarlar. Bronşitte ise hastalar genellikle normal kiloda veya kilolu gruptadır, ancak; inflamasyon, skarlaşma, havayollarında daralmadan dolayı mukoz(salgı) üretimi artar, inatçı öksürükler yaşarlar.
İnflamasyona bağlı görülen kilo kaybı, özellikle de kas kütlesindeki kayıp tedavi edilmezse kaşeksiye(ileri derecede zayıflık) götürür.
Kilo kaybı beslenme yetersizliğiyle birlikte hastalığın şiddeti ölüm riskiyle de ilişkilidir. 
Günümüzde sigara bırakma tedavisi dışında, akciğer fonksiyonlarını korumada etkili yeni tedavi stratejilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla anti-oksidan ajanlar ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Yakın zamanda antioksidan ajanlara olan ilgi yerini D vitaminine bırakmaya başlamıştır çünkü KOAH D vitamini eksikliği açısından yüksek riskli olarak değerlendirilir. D vitamini eksikliğine neden olan faktörler yetersiz beslenme, dışarıda yapılan aktivitelerin azalmasıyla güneş ışınlarına temasın azalması, cildin D vitamini sentezinin azalması ve D vitaminin aktivitesinde bozulma ile eksiklikler görülür.

KOAH’da Vitamin D’nin Kemik Üzerine Olan Etkileri

NHANES III verilerinin kullanıldığı bir çalışmada engellenmiş hava akımının düşük kemik mineral yoğunluğu ile ilişkisi saptanmıştır. Osteoporozun neden olduğu D vitamini eksikliği, kaburgada kırık riskini arttırır. Özellikle KOAH'ın şiddetli evrelerinde akciğer fonksiyonlarını (FEV1 ve FVC) düşürmektedir. Leech ve ark. tarafından KOAH hastalarında yapılan bir çalışmada, vitamin D’nin osteoporoz ve osteoporotik kırıkları önlediği, bu nedenle yeterli D vitamini desteği ile vertebral kırıkların önlenebileceği, böylece pulmoner fonksiyonların korunacağı düşünülmektedir.

KOAH’da Vitamin D’nin İmmünolojik Etkileri

D vitamini bağımlı makrofaj aktivasyonu, solunum yolu enfeksiyonlarında rol oynayan mikroorganizmaları etkisiz hale getirir. Böylece konakçı üzerindeki zararlı etkisini önler. Bu veriler doğrultusunda, D vitamini eksikliği  solunum yolu enfeksiyonu riskini arttırmıştır ve KOAH’nın patogenezinde rol oynadığı öne sürülmüştür.

KOAH’da Vitamin D’nin Akciğer Fonksiyonları Üzerine Olan Etkileri

ABD’de Normative Aging Study verilerinin incelendiği çalışmada,  daha önce yeterli D vitamini almış kişilerin, daha iyi akciğer fonksiyonlarına sahip olduğu ve daha düşük oranda Kronik obstürktif hastalığı görüldüğü saptanmıştır.

KOAH’da Vitamin D’nin Alevlenmeler Üzerine Olan Etkisi

KOAH'lı hastalarda  yapılan bir çalışmada; D vitamini eksikliği ile solunum yolundaki hızın azalması ile anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir.  Akciğer fonksiyonlarının azalması sonucunda alevlenmelerin daha sık ortaya çıktığı gözlenmiştir.

KOAH’da D vitamini Suplementasyonu 

Londra Queen Mary Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre; D vitamini takviyeleri D vitamini eksikliği yaşayan kronik obstrüktif akciğer hastalarında alevlenmeleri %40 oranında azaltabileceği görülmüştür. Londra ve çevresinde yaşayan KOAH hastalarında yapılan çalışmada; hastaların yarısı D vitamini takviyesi ve diğer yarısı plasebo verildi. Plasebo grubu ile kıyaslandığında, D vitamini verilen hastalarda vitamin takviyesinin alevlenme süresini ve hastalığın şiddetini belli  miktarda azalttığını buldular.
Bulgular, KOAH hastalarının D vitamini düzeylerini ölçtürmeleri ve eğer oranları düşük ise D vitamini takviyesi almaları yönündedir.

D VİTAMİNİ YETERSİZLİĞİ TEDAVİSİNDE;

*D vitamini eksikliği gelişmemesi için doğumdan itibaren günde ilk bir yıl 400 IU,
*50 yaşlara kadar 200-400 IU ve 50 yaşından sonra 400-600 IU D vitamini alınması,
*Günde 5-15 dakika güneş ışınları ile karşılaşma önerilmektedir.

KOAH’da akciğer fonksiyonlarının korumasında ve iyileştirilmesinde  D vitamini destek tedavisinin yardımcı olabileceği çalışmalarla desteklenmiştir.

Dyt. Özlem Avcı



KAYNAKÇA

1)McGinley E., The role of nutrition in the management of COPD patients, Journal of Clinic Nursing, 2014, 28(4); 50-58
2)Shepherd A., The nutritional management of COPD: an overview, British Journal of Nursing, 2010,19(9); 559-562
3)Bool van de C. et al, Quality of dietary intake in relation to body composition in patients with chronic obstructive pulmonary disease eligible for pulmonary rehabilitation, European Journal of Clinical Nutrition, 2014,68; 159–165
4)Saka, M., Balkan, A., Demirci, N., & Sarıkcıyalar, Ü. (2003). Solunum fonksiyonları ve beslenme. Tuberk Toraks, 51, 461-6
5) Kumar T, Sadoughi A, Kohn N, Miller R, Chandak T, Talwar A. Vitamin D deficiency in advanced lung disease. Am J Respir Crit Care Med. 2011; 183:2346.
6) Holick, M. F. (2007). Vitamin D deficiency. New England Journal of Medicine, 357(3), 266-281.
7) Lehouck, A., Boonen, S., Decramer, M., & Janssens, W. (2011). COPD, bone metabolism, and osteoporosis. CHEST Journal, 139(3), 648-657.
8) Mary Q. Londra Üniversitesi. Vitamin D reduces lung disease flare-ups by over 40 percent  (2014).
9) Holick MF. Vitamin D: extraskeletal health. Endocrinol Metab Clin North Am 2010; 39(2): 381-400.
10)Schlaich, C., Minne, H. W., Bruckner, T., Wagner, G., Gebest, H. J., Grunze, M., ... & Leidig-Bruckner, G. (1998). Reduced pulmonary function in patients with spinal osteoporotic fractures. Osteoporosis international, 8(3), 261-267.
11) Schlaich, C., Minne, H. W., Bruckner, T., Wagner, G., Gebest, H. J., Grunze, M., ... & Leidig-Bruckner, G. (1998). Reduced pulmonary function in patients with spinal osteoporotic fractures. Osteoporosis international, 8(3), 261-267.
12)Rosen, C. J., Adams, J. S., Bikle, D. D., Black, D. M., Demay, M. B., Manson, J. E., ... & Kovacs, C. S. (2012). The nonskeletal effects of vitamin D: an Endocrine Society scientific statement. Endocrine reviews, 33(3), 456-492.
13) Black, P. N., & Scragg, R. (2005). Relationship between serum 25-hydroxyvitamin d and pulmonary function in the third national health and nutrition examination survey. CHEST Journal, 128(6), 3792-3798.
14) Lehouck, A., Mathieu, C., Carremans, C., Baeke, F., Verhaegen, J., Van Eldere, J., ... & Janssens, W. (2012). High Doses of vitamin D to reduce exacerbations in chronic obstructive pulmonary diseasea randomized trial. Annals of internal medicine, 156(2), 105-114.
15) Jung, J. Y., Kim, Y. S., Kim, S. K., Kim, H. Y., Oh, Y. M., Lee, S. M., ... & Lee, S. D. (2015). Relationship of vitamin D status with lung function and exercise capacity in COPD. Respirology, 20(5), 782-789.
16) Mary Q. Londra Üniversitesi. Vitamin D reduces lung disease flare-ups by over 40 percent  (2014).
17) Holick MF. Vitamin D: extraskeletal health. Endocrinol Metab Clin North Am 2010; 39(2): 381-400.



5 Ekim 2019 Cumartesi

Doğal Aşı; Anne Sütü




Anne sütü; bebeğin optimum büyüme ve gelişmesi için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay doğal bir besindir. Anne sütü ve emzirmenin; bebek ve anne için sağlık, bağışıklık, gelişimsel, psikolojik, sosyal ve ekonomik yönden çok sayıda yarar sağlar.
Emzirme doğru şekilde yapıdığında anne ve bebek için hoş bir deneyim olur. Birçok anne emzirme döneminde sütüm yetecek mi telaşına kapılıyor ve bu stres ile birlikte süt miktarı azalabiliyor. Bu sebeple emzirmeye kaygı duymadan devam edilmelidir. Bebeğin kilo alımı yeterliyse süt yeterli şekilde sağlanıyordur. Bebeğin; İlk 3 ayda haftalık 150-300 gram, 4-6. Aylarda haftalık 100-200 gram alması beklenir. Bebeğin sağlıklı süt alımını ve yeterli kilo alımını sağlayabilmek için dengeli beslenilmelidir.

6 AY SADECE ANNE SÜTÜ VERİLMELİDİR.

Anne sütü bebekleri enfeksiyonlardan koruyan antikorlara sahiptir ve en ideal besindir.
Her canlının sütünün kendisine ve bebeğine özel olması anne sütünü bebeği için benzersiz bir besin yapmaktadır.
Bebeğin gelişimini anne sütü tek başına sağlayabilir. 6 aya kadar bebeklere su dahi verilmemelidir. Anne sütünde bebeğin ihtiyacını karşılayacak su bulunur. Bebeğe su verildiğinde; midesi su ile dolar ve anne sütünü almak istemez. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emer, yeterli beslenemez ve memede süt yapımı da azalır. Su alımıyla birlikte bazı hastalık yapıcı mikroorganizlar da bebeğe bulaşabilir.
6 ay içinde bebeğe verilen her ek besin bebeğe tokluk duygusu verecek ve bebeğin emme oranını azaltacaktır. Bebeğin kilosu yeterli ise ek besinlere 6. Aydan  itibaren başlanmalıdır. Mümkünse bebeğe 12 ay hiç inek sütü verilmemelidir. İnek sütünde, bebeğin alması gerekenden fazla protein ve mineral bulunur. Alınan fazla protein ve mineral, böbreklerde yük oluşturur. Formül sütler ise bileşimleri anne sütünü taklit etmek üzere geliştirilmiştir. Alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden 6 ay boyunca mümkün oldukça emzirmeye devam edilmelidir.

Bebeklerin tüm ihtiyaçlarını ilgiyle, sevgiyle, özveriyle karşılamak için uğraşan tüm annelerin emzirme haftası kutlu olsun.

Dyt. Özlem Avcı

Beslenme ve Yorgunluk: Dengesiz Beslenme ve Enerji Kaybı

Yorgunluk, hem fiziksel hem de zihinsel bir durumdur ve uzun süreli, kronik hale geldiğinde yaşam kalitesini etkileyebilir. Bu durumun en ön...